Cumartesi, 31 Temmuz 2010

Son Güncelleme:02:31:16 AM GMT

Manşetler:
Bulundugunuz Konum:

Yemin Etmeden Önce...

E-posta Yazdır PDF

Billur gibi bir berraklıkla hatırlıyorum o günü... Delifişek bir 3.sınıf öğrencisi olduğunu tahmin ettiğim bir ufaklık, okulun avlusunda sıralar halinde toplanmış öğrencilere bakan basamaklarının en tepesine çıkmış, her gün tekrarlandığını sonradan öğrendiğim “Andımız”ı gür ve edalı sesi ile kalabalık öğrenci topluluğuna okumaya başladı:

 

 

- “Tüüürk'üm !”

- (Öğrenciler tek bir ağızdan) “Tüüürk'üm !”

- “Doooğruyum !”

- (Yine öğrenciler tek bir ağızdan tekrar eder) “Dooğruyum !”

- ........

- ........

Tüm bu haykırış “Varlığım, Türk varlığına armağan olsun. Ne mutlu Türk'üm diyene !” cümleleri ile sona ermişti.

Almanya'dan gelmiş, oradaki okulların serbes kıyafet uygulaması ile eğitim görmüş biri olarak, askeri filmlerden hatırladığım “İctimâ” sahnelerini andıran bu “yeni unsurlar” benim için tartışmasız yeni bir duyguydu. İlk gün boynumu bir hayli sıkan kravatı ile yoklama pskolojisini saymazsak “Andımız”da söylenen o sözleri duymam epey hoşuma gitmişti.

***

Yaşamayan bilmez... Yabancı bir memlekette yaşıyorsanız Türklerden bahseden güzel bir haber duydunuzda ya da nazlı nazlı dalgalanan bayrağınızı gördüğünüz gün sizin için güzel bir gündür.

Ne yazık ki çok duyamadığımız ya da ecnebi memleketin telaşı içerisinde kaybolup unuttuğumuz bu “gurur anlarının” tadını çıkarırız.

O gün de benim için öyle bir gündü... Tüylerim diken diken olmuş, o gür ve tok sesin tonunda kaybolmuştum.

***

Tüm bunlar cereyan ederken sağımda ve solumda 3 kol hizaya girmiş öğrencileri göz ucuyla süzdüğümde birinin (affınıza sığınarak) burnunu, “kuvvetle muhtemel bulamayacağı bir hazine ararcasına” karıştırdığını, kızların o gün piyasaya çıkan “yakışıklı pop müziği sanatçısının albümü” hakkında dedikodu yaptığını bazılarının ise kakara – kikiri güldüğünü gün gibi hatırladığımı söylediğimde lütfen abarttığımı söylemeyin....

***

Öğretmenler inzibat gibi öğrenciler arasında geziyor “Kızıııım !” , “Oğluuum, rahat dur !” komutları kalabalık öğrenci topluluğunu hizaya sokuyordu. O ilk günde edindiğim izlem benim için bir anlam ifade etmemişti.

Tüm bu soru işaretleri daha sonra bir eziyet, her gün tekrarlanan bir angaryaya dönüşen törenlerden sonra kayboldu! Türk olmaktan gurur duyduğum o gün, o ilk gün söylediğim, bana sihirli gibi gelen sözlerin tesiri gün geçtikçe kaybolmaya, bünyemdeki manası uçmaya başlamıştı.

Bir zaman sonra, ben de sağımda ve solumda yer alan o öğrenci tayfasının davranış halkasına dahil oldum. İçimdeki o gurur ve farkındalık yerini sıkılmış, zoraki ve bayağı duygulara bıraktı...

***

Seneler sonra anladım ki o günü özel kılan, bize özel gelen her olay gibi eşsizsizliğinden kaynaklanmasıydı. Nasıl ki sürekli tekrar eden şeylerin manası uçup gidiyorsa bu da öylece uçup gitmişti....

***

Ben ve o öğrenciler, yanlış yola sapmasından ve başka kimlik ve arayışlara girmesinden korkan otoriter zihniyetin “çalar saat” uygulamasının mağduruyduk ! Her gün Türk olduğumuz bize hatırlatılması, her gün varlığımızın gerektiğinde “Türk varlığı için feda olunabileceğini” bize “bağırılması” ve bizlerin de bunu “tekrarlamamız” isteniyordu. Elbette, doğru ve çalışkan olduğumuz bize hatırlatılması, küçüklerimizi korumayı, büyüklerimizi saymayı, yurdumuzu ve milletimizi sevmeyi bize mutlaka ama mutlaka birisi her sabah “bağırması” elzemdi (!)

Andımız okunur okunmaz bir 7.sınıf öğrencisinin 5.sınıf öğrencisine tokat atması, kendisini uyaran öğretmene (affınıza sığınarak) orta parmak göstermesi sanırım bu andın parmak bastığı noktasıydı !

Bana ve o kalabalığa vatan için canımızı feda edebilmemiz için gönülüze nakşederek özümseyebileceğimiz somut nedenler anlatılmamıştı. Hele hele tarihimiz, beni ve o öğrencileri ikna edebilecek binlerce örnek ile doluyken.. Can vermek bir yana Mevlânâ'nın, Yûnus'un fikir deryasında kavrulan, derin kültür ve sosyal bir arkaplanı olan bir coğrafyada yaşça küçük olanları korumayı ve büyüklere saygı göstermeyi manalı kılacak somut örnekler gösterilmedi...

Tum bunları söylerken özellikle ellerinden öpülesi öğretmenlerimin burada hakkını yemek istemiyorum ki aksisi “haramzadelik” olur. İçlerinde “amaan sende” diyen azınlığın olmasına karşın çaresizce sistemin kendisine “dayatılan” zorlukları arasında “öğretme” işinin yanında “eğitim” işini de yapmaya çalışan cefakar öğretmenlerim oldu...

Peki ben bu uzun girizgâh ile neden başınızı ütüledim !

Bir polemiktir almış başını gidiyor. Bir Parti'nin lideri “Andımız kaldırılsın, güneydoğudaki vatandaşlar için itici oluyor” diyor. Karşıt görüşlüler de “Eyvah vatan elden gidiyor, Türk milliyetçiliğini yok edilmek isteniyor” diye feryâd ediyor.

O konu üzerinde daha fazla durmayacağım....

Üzerinde durmak istediğim şey güzel memleketimde hâlâ “dike etmeye dayalıgönüle değil görünüşe hizmet eden “sokma akıl” eğitim argümanlarının varlığını sürdürmesi ve buna da herkesin göz yummasıdır.

Bence önce bunu tartışalım ayranını kabartmadan önce Türk milliyetçiliğimizin ....

Adeta altın ve cennet bir vatanın üzerinde yaşamasına rağmen, o gençliğin memleketini tanımamasını, tarihini ve kültürel zenginliğini idrak edememelerindeki etmenleri tartışalım...

Siyasetçiler, bozuk bir plak gibi sürekli tekrar eden ve faydadan çok zararı olmasını dayanak göstersin, içerisindeki sözcüklere odaklanmadan önce....

Milliyetçi olduğunu her fırsatta söyleyenler milli hislere ne kadar hizmet edip etmediğini düşünsün önce... Bunu yaparken de öncelikle kendi deneyimlerinden yola çıkarak, elini vicanının üzerine koyarak elbet...

Siyasetin gündemin kanını emdiği bu dönemde o mecradan biraz uzaklaşmak istedim. Hak vermek ya da inkar etmek okuyucumundur.

Vesselam...

 

 

Yorumlar (2)Add Comment
...
Yazar cihan yayla, Ekim 04, 2009
sayın abim , yine o bizi meşk eden kaleminle köşende refah dolu günler senin olsun...
Bozuk Teyip
Yazar bayram korkmaz, Ekim 05, 2009
Yazara katılıyorum, bozuk teyip gibi söylettiriyorlar faydası yok.

Yorum yaz
daha küçük | daha büyük

busy