Cumartesi, 31 Temmuz 2010

Son Güncelleme:02:31:16 AM GMT

Manşetler:
Bulundugunuz Konum:

Küçük Kıyametler ve Günümüz İnsanı

E-posta Yazdır PDF

Sinemalarda daha gösterime girmeden bile büyük beklentilere sebep olan “2012” filmi, Roland Emmerich gibi adını büyük felaket filmleriyle duyuran bir yönetmenin kamera arkasında olmasıyla herkesin merakını kamçılıyordu.

 

Öğrenciyken başladığı kıyamet filmleri çekmeye Roland Emmerich “2012” ile nokta koyar mı bilinmez ama Maya takviminden etkilenerek yaptığı son filmini biraz da isteksizce seyrettim. Alışılmışın dışında bir şey ortaya konulmayacağını bildiğimden, bile bile lades demenin âlemi yoktu ancak izlememek de olmazdı. Çünkü çevremden gelen sorulara cevap vermem gerekiyordu. Hollywood’un bildik formülüne bu filmde de rastladık. Sürpriz diyebileceğimiz bir şey olmamasına rağmen, sinema salonları “2012”yi izlemek isteyenlerle doldu. Halbuki yine aynı yönetmenin çektiği “Yarından Sonra / The Day After Tomorrow” bence daha başarılı bir filmdi. Hakeza, Kathryn Bigelow’un 1998’de yaptığı “Derin Darbe” de “2012”den daha fazla öne çıkan bir film.

Reklamın çok fazla önemli olduğu bir dönemde yaşadığımız için, ne kadar direnirseniz direnin, sonuçta öyle veya böyle mağlup oluyoruz. Neticede filmi (özellikle de ortasından sonra) sıkılarak seyrettim. Acaba bende mi bir acayiplik var, diye düşündüğüm için, sinema sitelerindeki seyirci yorumlarını da merakla okudum. Evet, filmi izleyenlerin neredeyse yarısı “2012”yi berbat, yetersiz, klişe, kötü bulmuşlardı. Demek ki, sadece ben değilmişim farklı düşünen…
 
Filmde, 2012 senesinin son günlerinde güneşte meydana gelen çok büyük çaptaki patlamayla birlikte dünyanın merkezindeki aşırı ısınmanın yeryüzünü yaşanmaz hale getireceği işleniyor. Yani küçük ölçekte bir kıyamet yaşanıyor fakat kahraman (!) Amerikalılar ve de süper ötesi fedakâr (!) başkanları yine dünyayı kurtarıyorlar. Bu çeşit konuları izlemekten biz yorulduk ancak Hollywood senaristleri yazmaktan bıkmadılar. Filmi seyrederken, hatırıma sür’atle yok olan arılar ve kesilen ceviz ağaçları geldi. Ne ilgisi var, diye sorabilirsiniz. Söyleyeyim: Küresel ısınma, cep telefonlarının yaydığı radyasyon, tarım ilaçlarının yaygın olarak kullanılması gibi sebeplerle arılar hızla tükendikçe, dünyanın ekolojik dengesi bozuluyor. Bu konuda ilk ikazı herkesin ismini bildiği Albert Einstein yapmıştı. Fakat ünlü bilim adamının rölativite konusunda söylediklerini fazlasıyla dikkate alan biz insanlar, arıları koruyun mahiyetindeki sözlerini duymazdan geldik. Sonuç: Arılar yok olurken, dünyadaki hayat da hızla tükeniyor.
 
Gelelim ceviz ağaçlarına: "Biogeoscience" adlı bilim dergisinde yayımlanan bir yazıya göre, ceviz ağaçları dünyanın ekosistemi için aspirine benzer bir yapıdaymış. Ceviz ağaçları, bitkilerin biyokimyasal savunmasını canlandıran ve karşılaştıkları zararları en aza indiren proteinlerin oluşumunu sağladığı için, tahminimizden fazla yararı olan canlılar imiş. İşte bu önemli ağaçlar, insanlar tarafından kesilerek hızla yok edildiğinden dolayı da, dünyanın ekosistemi her geçen gün daha fazla bozuluyormuş.
 
Şu anda kimsenin pek fazla umurunda olmayan bu iki konuyu hatırlayınca, güneşte olacak dev bir patlamanın dünya üzerinde meydana getireceği etkiyi umursamadım bile… İnsanoğlu küçük çapta meydana gelebilecek olan felaketlere karşı çeşitli tedbirler alabilir, hatta “Pandorum” filminde olduğu gibi tası-tarağı toplayıp uzak bir gezegene bile göç edebilir. Yeri gelmişken bu filmden de bahsedeyim biraz. Bilim-kurgu ile korku unsurlarının ustaca harmanlandığı 2009 yapımı filmin yönetmeni Christian Alvart. Başrollerinde de Dennis Quaid ile Ben Foster oynuyorlar. Konusu kısaca şöyle: Dünyada hayat sona ermiş ve kalan 60 bin kişi bir uzay gemisine doldurularak 123 yıl ötedeki bir gezegene gidiyorlar. Tabii ki, gemide insanlarla beraber her hayvandan da birer çift yer alıyor. Gerisini anlatmaya gerek yok sanırım. Anlayan, anladı.
 
Yani “2012” filmindekinden daha kötü bir sonuçla karşılaşan insanlar (kahraman (!) Amerikalıların öncülüğünde) uzaktaki bir gezegende yaşamaya giderek kıyamet hadisesini alt edeceklerini düşünüyorlar. Yazımın girişinde de söylediğim gibi, “küçük” kıyametten kaçmak için çeşitli yöntemler belki bulunabilir ancak ne zaman ve ne şekilde olacağını bilmediğimiz “büyük” kıyametten kaçışın mümkün olmadığını (kabul etsin veya etmesin) her insan idrak edebilir.
 
Konumuz büyük kıyamet olmadığı için, başka bir şey söylemek istiyorum. İnsanoğlu, arıları yok ederek, ceviz ağaçlarını kesip yerine dev binalar dikerek, buzdağlarının erimesine neden olarak, atmosfere kirli hava salarak vs. zaten kendi küçük kıyametini eliyle kendisi hazırlıyor. Çelişki şurada: “Modern insan” taptığı ve terk etmek istemediği dünyayı hem tüketiyor ve mahvediyor hem de bunun önüne geçmek için “film yapmaktan öte” bir şey yapmıyor. Acayip!

İslam Gemici

 

Yorumlar (1)Add Comment
Kısır Döngü
Yazar Dünyalı, Aralık 20, 2009
Dünyanın sonunu getirmek için onu hunharca katleden de insan, daha sonra bozulan dengenin ceremesini de çeken yine insan. Dünyanın dengesi bozuldukça da sağlığımız etkileniyor. Daha sonra tıpçılar bozulan sağlığımızı onarmak için araştırmalar yapıyor. Çoğunlukla da alternatif tıbba yöneliyorlar. Yani bozduğumuz doğa aslında derdimize derman oluyor. Bir kısı döngü içerisinde yaşayıp gidiyoruz. Yazı benim zihnimde bu ışığı yakması açısından çok beğendim. İslam bey, ufkumu genişlettiniz. Var olunuz...

Yorum yaz
daha küçük | daha büyük

busy