Bir öğrenci düşünün. Öğretmen, çocuğu sözlü sınava kaldırmış ve ona zor bir soru sormuş. Öğrenci ıkınıyor, sıkınıyor ama problemi bir türlü çözemiyor. İşte o anda öğrenci ne düşünür? Ya problemi çözüp geçer not alacak ya da çözemeyip düşük notla iktifa edecek. Fakat öğrencimiz biraz fazla zeki olursa, problemi çözecekmiş gibi yaparak oyalama taktiği yoluna gidecek.
Öğretmen sordukça “şimdi çözüyorum, birazdan çözeceğim” gibi oyalama sözleriyle teneffüs zilinin çalması için dua edecek...
Türklerin yaşadığı Kuzey Kıbrıs'ta da durum aynen böyle. Her türlü çözümü reddeden politize bir toplum oluşmuş. Sadece politize değil aynı zamanda da maddiyatı yani para ile mülk sahibi olmayı “idealize” edinmiş bir toplum...
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti topraklarında tarım, teknoloji, sanayi, gelişme, din, gençlik, şarkı, sinema vs. gibi örneklerini çoğaltabileceğimiz gündelik konular konuşulmuyor. Ya “mal-mülk, para-pul, maaşa zam vs.” veya “o parti şöyle, bu parti böyle, iktidara şu parti gelirse bize bunu verecek, bu kişi başbakan olursa halka bunu dağıtacak” gibi mevzulardan başka, bir de “akşama nerede, nasıl eğleneceğiz” konusu konuşuluyor. Bu, hem kangren haline gelmiş problemlerle yaşayan bir toplumun psikolojisini yansıtırken, öte yandan “bir adada yaşamanın” getirdiği ruh haline en güzel örnek... Anakara'dan uzak ve dört bir yanın denizlerle çevrili olunca, demek ki böyle bir halet-i ruhiye içerisine giriyor insanlar...
Eğer Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunursa, bugünkü statükoları ve rahatları bozulacak olan yerleşik Kıbrıs Türkleri para istemeye gelince “Türkiye versin” diyorlar. Ama iş diğer konulara gelince “Türkiye bize parayı versin, muhafızlığımızı yapıp güvenliğimizi sağlasın ancak bize karışmasın. Biz, velinimetimiz olan Türkiye'den ve Türk insanından nefret edelim, aşağılayalım fakat her şeye rağmen Türkiye bizi sahte cennetimizde mutlu şekilde yaşatsın” gibi bir zihniyet hakim... Hem Türkiye'ye ve Türkiye'den göçen insanlara tiksintiyle bak, hem de bütün isteklerini gerçekleştirmesini bekle. Biraz insaf be!
Biz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak çalışalım, çabalayalım, vergi verelim, bu verginin devasa bir bölümüyle Kıbrıs'ın kuzeyindeki toplumun seçkinleri parmaklarını kımıldatmadan krallar gibi yaşasınlar. Durum böyle olunca, insan şunu düşünmeden edemiyor: Bu insanlar niye çözüm istesinler ki?
Araf'ta yaşamak, KKTC vatandaşlarının özellikle de yerleşik olanlarının işine geliyor. Çünkü Araf'tan ayrılınca, önlerinde iki seçenek olacak: Ya Cennet ya da Cehennem. Halbuki Araf'ta olunca, ne ceza var ne de mükâfat. Hele bir de Araf'ı kendilerince sahte bir cennet haline getirmişlerse, ayrılmayı niye düşünsünler ki?
Araf'taki bu durum daha ne kadar devam eder, belli değil ama artık bitmeli.
Küçük bir örnek daha vereceğim. KKTC'de asgari ücret, Türkiye'dekinin iki katı, akaryakıt fiyatları ise Türkiye'de satılan akaryakıtın yarısı kadar. KKTC'de yeni işe başlayan bir memurun maaşı, Türkiye'de kamuda genel müdürlük yapan birinin aldığı ücretle eşdeğerde vs. Tüm bu refah durumuna rağmen KKTC'nin yerleşik Türkleri hallerinden memnun değiller.
Kıbrıs gazetelerine göz atınca içiniz ürperiyor. Memurlar bu kadar yüksek ücrete rağmen sürekli olarak grev tehdidinde bulunuyor, az sayıdaki esnaf halinden şikâyetçi ve istekler bitmiyor. “Niçin bu kadar şikâyetçisiniz, neden halinize şükretmiyor ve devamlı olarak istiyorsunuz?” gibi bir sual yönelttiğinizde standart bir cevap veriliyor: Biz yıllarca burada acı çektik, birçok sıkıntıya göğüs gerdik filan...
Tamam da, sizi o sıkıntılara Türkiyeli Türkler mi soktu? Yine kendilerinin dedeleri, sırf ihtirasları nedeniyle İngilizlerle ve Rumlarla işbirliği yaptığı için Kıbrıs'ta yaşayan Türkler on yıllar boyu katliama ve kötü muameleye maruz kaldılar. Yirminci asrın başlarında, yüz binlerce dönüm vakıf arazisini İngilizlerle anlaşıp da Rumlara biz mi peşkeş çektik? Kıbrıs'tan dönüşte havaalanında uçağın hareket etmesini beklerken işte bunları düşündüm ve üzüldüm.
Kıbrıs'a ilk adım attığımda bizi Lefkoşa'ya götüren ve 19 yıldır Girne'de yaşayan şoförün ağlamaklı bir ifadeyle söyledikleri hatırımdan çıkmıyordu: “Fırsatını bulduğum anda hemen Türkiye'ye dönmek istiyorum. Bize burada insan muamelesi yapmıyorlar. Her şeyden dolayı bizi (göçmen Türkleri) ve Türkiye'yi suçluyorlar.”
Bu sözleri ilk duyduğumda içimden “çok abartıyorsun” diye düşünmüştüm ama zamanla şoförün ne kadar haklı olduğunu anladım. Yazdıklarımdan dolayı sadece Kuzey Kıbrıslı yerleşik Türkleri itham ettiğimi sanmayın, onları bu duruma getiren T.C. idarecilerinin yanlış politikalarının da payı çok büyük. 1974'den beri “siz bir şey yapmayın, biz size bakarız, yeter ki orada durun” gibi akıllara zarar bir strateji takip edilince, ortaya böylesi garip ve içler acısı bir vaziyet çıkmış.
Şimdi, KKTC'liler bu durumda niye çözüm istesinler ki?
İslam Gemici

Yazar halil, Kasım 10, 2009
Yazar Hikmet soylu, Kasım 26, 2009
Maaşlar yüksek söylemi büyük.bir aldatmaca. Evet İnsnalar Türkiye'deki memurlara göre fazla maaş alıyor doğru ama Türkiye'de 500 tlye alabileceğiniz birşeyi KKTC'de 800 TL ye bile almanız zor. KKTC'de hayat pahalı. bir örnek vereyim 3 kişilik bir ailenin aylık su parası 50 TL'yi elektrik parası 80 TL'yi geçmez . KKTC'de aylık su parası en az 100 Elektrik parası en az 150 TL Tolur.. Bu rakamlar en az tuturlardır.. Adaya Türkiye'den tatil için gelen dostlar adada yaşayan Kıbrıslı Türkleri suçlama konusunda pek istekliler. doğrusuunu söylemek gerekirse ilk başlarda bende oyleydim. Orada yaşadım. tüm sıkıntılarını gördüm. Olay hiçte oyle değil. Uzaktan davulun sesi birilerine çok hoş geliyor herhalde...
İslam bey bir fıkra anlatmış bende anlatayım:
Kırmızı başlıklı kız ormanda dolaşırken bir ayı ile karşılaşır. Ayı Kızı tam parçalayacakken avcı görür ve ayıyı vurur. Kızın hayatını kurtarır. Kızın hayatını kurtarır kurtarmasına ama ona tecavüz etmek ister. Kız kaçar avcı kovalar, avcı kızı tüfeği ile yaralar yinede başaramaz kızı yakalamayı.. Kız tam yakalanacakken birşey yapar kurtulur avcının elinden.. Şimdi sorum şu. Kızı ayının parçalaması mı daha iyi yoksa avcı nın onun hayatını kurtarıp tecavüze yeltelenmesi mi daha iyi...
İslam bey adaya Türkiye'den kısa süreli giden insanların neler yaptığını araştırsın. Adada 1974 sonrasında yaşamaya başlayan Türkiyeli Göçmenler bunun dışında. Ama malesef kısa süreli gelen bu hapihane kaçkınlarının yaptıklarından göçmenlerde fazlasıyla mağdur durumdalar. Sorun göçmenler değil hapishane kaçkınları.. yanlış anlaşılmasın..
İslam bey Lefkoşa'da Girne de Magosa da KKTC polisinin giremediği mahalleler olduğunu biliyor mu acaba.. "bu "kurtarılmış bölgeler" tam bir suç yatağı.. gece sakın yakınından dahi geçmeyin bu mahhalleleri.. cenazeniz bile bulunmayabilir.. Gündüz sütliman olduğuna bakmayın..
alın size başka bir kıbrıs resmi..
Şimdi adada yaşayan Kıbrıslı Türkler neden sevsinler bu suç makinelerini...
İnsaf diyorum başka birşey demiyorum.
iki-üç erzurumludan kazık yiyince tüm Erzurumlulara şüpheyle bakmıyor muyuz...
Kıbrıslı türkler bu hapihane kaçkınlarından bir iki değil onlarca kazık yemişler..
kim kardeşini karısını kaçırıp tecavüz eden adamı sever ve affedip bağrına basar?
Kolay mı o kadar.. Bunlar yaşanmış Kıbrıs'ta merak eden araştırsın..
Yok öyle onlar bizi sevmiyor nefret ediyor falan .. kimse bizi Sevmek zorunda değil.. HGele bu tür olaylar yaşamışlarsa sevmelerini beklememiz cok zor..
Ama İslam bey bir konuda haklı
KKTCliler Araf'ta yaşayan insanlar gerçekten. Araftan kurtulmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Türkiye ilk defa 2003-2004 yıllarında acaba KKTC halkı ne düşünüyor diye merak etti. Ondan once hiç kimse ama hiç kimse Bülent ecevit dahil sorma gereği bile duymadan onlar üzerine politika üretti.
KKTCliler ilk kez dinlendiklerini düşündükleri için Türkiyeye bakışları değişiyor..
benim yaşadığım tecrübede 2004 ile 1006 arasındaki en büyük fark buydu..
2004'te neredeyse halkın yarısı Türkiye ye olumusuz bakıyordu şimdi bu % 25lere kadar düştü... Türkiye ne ektiyse onu biiçiyyor..
Son söz yavru vatan anasına ihanet etmedi ama anası yavru vatanın büyüdüğünü olgunlaştığını genç bir delikanlı olduğunu kendi başına karar almak istediğini hala kabul etmekte zorlanıyor.
Çocuk değil onlar her an korunacak kollanacak...
kendi başlarına karar verbilecek yetkinlikteler..
Bağımsız KKTC'yi bir gün türkiye'de tanır umarım...
Yazar Ümit, Aralık 01, 2009
İlk okuduğumda kızmıştım. fakat ikinci okuyuşumda bir karalama veya suçlama olmaktan çok, "nasıl farklı bakabiliriz" diye sormuş yazar. Okuduklarımız hoşumuza girmese de bu bakış daha derinleri gösteriyor. Kıbrıs'lı artık dünyanın yeni yüzüne alışmaya çalışmalı. Rum kesimi ile arada başka farklar da var; iki tarafı ayıran sınırlardan bakalnlar "bilenler bilir" şehirle köy arasındaki farkı hemen görür. Rum kesimi modern bir şehir görünümünde, Türk tarafı köy görünümünde...
Anlayış farkı gibi birşey... Türkler orada birşeyler yapmalılar bu Türkiye olsa da olmasa da böyle olmalı.
yazara yeşekkür ederiz.






Loading Poll...





























