Değerli okurlar size sevgilerle merhaba diyorum. Yeni yüzüyle yayına giren sitemizde bana tüm köşeleri tutmayıp birini ayıran kardeşlerime teşekkür ederek ilk yazımı yazıyorum.
Şu andan itibaren haftada bir yahut iki kez yazacağım yazılarımla, yorumlarımla bu sitede olacağım. Ülkemiz gündemi hakkında yorumlarla sizin zevkle okuyacağınız yazılar yazmaya çalışacağım. Bazen sürpriz konuklarla söyleşiler yapacağız, bazense gündemin konuşulmamış, eksik kalmış yanlarını tartışacağız.
Bu hafta seçtiğim gündem konusu AÇILIM…..
İlk önce açılım sürecine niye gelindiğini bu ülkenin niye böyle bir gündemi olduğunu konuşalım. Bunu anlamak çok zor değil aslında... PKK adlı bir terör örgütü var, sözde halklarının özgürlüğünü savunuyorlar. Bunun yanında güzel Türkiye'mizin doğusunda bulunan ama şu an sadece doğusunda değil her yerinde yaşayan, kaynaştığımız; Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık, Milletvekilliği, Belediye Başkanlığı, alt ve üst bir sürü görevlerde bulunmuş KÜRT halkı mevcuttur. İnternette Kürt halkının tarihini anlatan basit bir yazı buldum yazıyı sizinle paylaşmak istiyorum. Yazıya BURADAN ulaşabilirsiniz.
Gündemin ilk hamlesi ile başlıyorum.
Cumhurbaşkanımız sayın Abdullah GÜL 9 Mayıs 2009’da Prag dönüşünde önemli mesajlar verdi. Gül, "İster terör, ister Güneydoğu, ister Kürt meselesi deyin, bu Türkiye'nin birinci sorunudur. Halledilmesi lazımdır" dedi.
Daha sonra her türlü çabalarla konu büyüdü, büyütüldü ve adı açılım oldu. Düşüncesi önemli önemsiz olan herkez sözünü söyledi. Bugün gelinen nokta TÜRK ve KÜRT halklarının evde kahvede sokakta birbirleriyle bu konu hakkında sürekli konuşmasından başka bir şey değildir.
Dağda ölen askerimiz hala ölmekte…. Birbirleriyle kaynaşmış her sektörde beraber olan halklarımızda hala birlikte yaşamakta…. Sokaklarda hala molotof kokteylleriyle zarar gören ve zarar veren insanlarımız, birbirleriyle tartışan siyasilerimizde var. Peki bu açılım neyi değiştirdi; gündemden başka hiçbir şeyi değiştirmedi henüz…
Gündem hakkında yapacağım kısa yorum, bu derin ve geçmişe dayanmış mevzu hakkında bir hamle yapılmalıydı…..
Adı açılımda olabilirdi başka bir isimde konulabilirdi fakat bu bahsimiz gündemden ibaret olmamalıydı şuan ben bu cümleleri zikrederken bazılarının ‘’ henüz çok ham bir konu daha ne sular akacak bu köprünün altından ’’ cümlelerini söylediklerini duyar gibiyim. Ülkemizde yaşayan 15 milyonu aşkın KÜRT halkı ile TÜRK halkını kaynaştırıp dağdaki gençleri, yaşlıları evine döndürüp akan kanın yerine kardeşçe bir yaşamın olmasını istemez miyiz ?
Bir de gözlemlerime göre ikamet ettiğim Geyve'de esnaf olan, Belediye'de görevli, Hükümet Konağı'nda görevli, kısacası her mevkiide görevli KÜRT kökenli arkadaşlarımız var. Şırnak'ta, Ağrı'da, Diyarbakır'da, Malatya'da hep görüştüğüm arkadaşlarımda var. Bu görüştüğüm dostlarım bir gün bana TÜRK'ÜM diye kötü davranmadığı gibi bende bir gün onlara KÜRT diye kötü davranmadım. Bu, şu demek değil midir? Türkler ve Kürtler kardeşçe dostça yaşıyorlar….
KPSS sınavından uygun puanı alıp ilçemde devlet dairesindeki doğu kökenli arkadaşımın olduğu yere yerleşebilirdim ama yerleşemiyorum…. "Hak istiyorum" diyen Kürt kardeşlerim ! Ben de çıkıp " ben de hak istiyorum" demeye hakkım yok mudur?
Kürt kökenli arkadaşımın esnaflık yaptığı yerde esnaflık yapabilirdim ama yapamıyorum…..
Benim kürt kökenli kardeşim şehrinden, benim şehrime gelmiş benim hakkımı benle paylaşmışsa ayrım nerede var dostlarım…..
Biz, kalkıp TÜRK halkının haklarını istiyoruz diye bağırıp çağırıp araba camlarını patlatmıyorsak, Molotof kokteyli atmıyorsak, Kürt kardeşlerimizi kardeşimiz bildiğimiz anlamına gelmez mi? O halde niye bir hamleye gerek var dedik….
Gerek var çünkü bizim bir hamleye kardeş olduğumuzu unutan Kürt ve Türk halkını uyandırmak için ihtiyacımız vardır. Dağa çıkmaya gerek olmadığını, kanla hiçbir şeyi çözemeyeceğimizi anlatmak için ihtiyacımız vardır. Doğu'da yeni yatırımlarla Batı'dan daha iyi kalkınan halkın göç etmemesi gerektiğini, şehrinde kendine öz yemekleriyle örf adet ve lehçeleriyle bu yurdun ortağı olduğunu anlatabilmek için ihtiyaç vardır. Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu ilk günden itibaren sınırları içinde barındırdığı, vatandaşlık hakkı olan tüm halkları TÜRK adı altında toplamıştır.
Atatürk, milleti şöyle tanımlamaktadır :''Bir insan topluluğunun millet sayılabilmesi için "zengin bir hatıra mirasına, birlikte yaşamak hususunda ortak istekte samimi olmaya, sahip olunan mirasın korunmasını birlikte sürdürebilmek konusunda iradelerin ortak bulunmasına, gelecekte gerçekleştirilecek programın aynı olmasına, birlikte sevinmiş, birlikte aynı ümitleri beslemiş olmaya" ihtiyaç vardır, işte bu ana şartları taşıyan bir insan topluluğu millettir.. Yine Atatürk'e göre, bu şartların doğal sonucu, ortak milli bir düşünce, ideal ve en önemlisi ortak dilin ortaya çıkmasıdır"
Atatürk'ün millet tanımı içinde dilin çok önemli bir yeri vardır. Ona göre millet; dil, kültür ve ülkü birliği ile birbirine bağlı vatandaşların meydana getirdiği sosyal ve siyasî bir topluluktur.
O, bu konudaki görüşlerini su şekilde daha net söylemektedir: "Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türk halkı Türk milletidir. Türk milleti demek Türk dili demektir. Türk dili, Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü, Türk milleti geçirdiği nihayetsiz felâketler içinde ahlâkini, ananelerini, hatıralarını, menfaatlerini, kısacası bugün kendi milliyetini yapan şeyin dili sayesinde muhafaza olduğunu görüyor. Türk dili, Türk milletinin kalbidir, zihnidir." (http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/Türk_vatandaşı linkinden alıntıdır.)
Sözün özü şudur; bu kadar kısa anlatılması mümkün olmadığını bildiğim bu konuya yıllarca kardeşlik mesajları vererek çeşitli işler yapmış insanlarla aynı kulvar da değilim.
Gerçekten güzel adımlar atan bir siyaset, en güzel icraatlar olması için tartışma yapan siyasetçi, sorunsuz problemsiz yaşamayı seven insanlarla, dünyanın en güzel yeri haline gelmiş bir ülkenin, maçlarla dizilerle oyalanmayı sevmeyen bir aile yapısını görmeyi savunuyorum.
Favori olarak işaretleyin
E-Mail Ile Gonder
Okuma: 212
Yorumlar (1)

Yorum yaz




























